Kim Bu Mac Miller? (Bölüm 1)

2009 yazı, sıcak, bunaltıcı bir gün, okuldaki işlerimi bitirdikten sonra bir şeyler yemek için merkeze iniyorum. Yemek yerken aklıma maillerime bakmam gerektiği geliyor, çıkıp bir internet kafeye giriyorum. İşlerimi hallettikten sonra, yeni ne var ne yok diye sürekli takip ettiğim sitelere göz atıyorum. Bir tanesinde, adını daha önce hiç duymadığım bir rapper’ın yeni klibinin tek karesini görüyorum, ferah ve etkileyici duran kare ilgimi çekiyor. Youtube’dan klibi açıyorum, şarkıyı sonuna kadar dinliyorum..işte budur.

Parçanın başında beliren ve sonuna kadar devam eden blues melodisi, güzel bir öğleden sonra ışığı altındaki şehirde çekilen kareler, rapper’ın umurunda değilmiş gibi çıkan buğulu sesi ve elbette başroldeki doğal tatlılıktan başka makyajı olmayan kız, beni o yaz sıcağında masamdaki buz gibi ice tea’yi etkisiz kılacak kadar serinletmişti. Sonuçta replay tuşunu aşındırmıştım. Rapper’ın adı Mac Miller idi, parçanın ise Got A Clue.

Mac Miller,’92li, lise yıllarında rap müzik yapmaya karar vermiş, daha sonra değiştirmek üzere EZ Mac olarak müzik üretmeye başlamış, müzik yapmayı okula gitmeye, daha sonra okulun adresini hatırlamayacak kadar, çok kere tercih etmiştir. Klasik bir lise öğrencisi olarak, okuldan kaçıp arkadaşlarıyla odaya kapanıp şarkılar yazarak rap yıldızı olmanın hayalini kurarken, hali vakti yerinde bir aileden gelmenin de etkisi ile bir süre sonra, Rap Müziği tam zamanlı bir iş olarak düşünmeye başlıyor. Pittsburgh’dan çıkan rapper -bana göre Amerika’nın İstanbul’a en çok benzeyen şehridir, gerek şehrin ortasından geçen nehirlerle, gerek sarı köprüleriyle olsun- Beedie ismindeki kankası ile The Ill Spoken oluşumunu kuruyor. Yayınladıkları birkaç çalışmadan sonra, Mac 2009’da solo olarak The Jukebox: Prelude to Class Clown mixtape’ini yayınlıyor. Got a Clue’dan hemen sonra izlediğim Cruisin’ klibi de bu mixtape’de bulunuyor.

Uzun süre flow tarzını oturtmaya uğraştıktan sonra ilk solo projesi olan The Jukebox’ı hemen indiriyorum. Şuanda çoktan unutulmuş olan albüm, ilk çıktığında 10bin civarında indirilmişti, şimdi ise ibreler tek bir kaynakta bile bunun 30 katını gösteriyor. 21 parça bulunan albümü dinlemeye başlıyorum, dj capcom ve haze in sponsorluğunda olduğunu anlamam uzun sürmüyor ki bu mixtape e karşı ön yargıyı kırmak için iyi bir adım. Albümü bir süre dinledikten sonra myspace sayfasını bulup ( evet facebook’tan önce milyonlarca kullanıcısı olan müziğin kalbini tutan site ) , arkadaş olarak ekliyorum, ozaman, daha sonra bir çeşit reklamında oynayacağı myspace’te 600 kadar aktif arkadaşı olduğunu görüyorum.

mac-miller-2

The Jukebox, Mac’in dinleyicileri içten bir şekilde selamlamasıyla başlıyor, bunun ilk çıkardığı iş olduğunu saklamıyor ve geri kalan 20 parçaya davet ediyor. Hemen ardından gelen Sound Like ile kulağa nasıl geleceğini, prodüksiyonunu kendi üstlendiği parça ile anlatıyor. İyi bir albüme başladığımızın hissini aldıktan sonra Mac’in yazım tarzı hakkında fikir edinebileceğimiz, sağlam nakaratları olan Barz 4 Dayz ve What up Cousin gibi parçalardan sonra, projeden çıkan ilk klip olan Crusin’ ile tanışıyoruz. Klasik Pittsburgh manzaralarıyla başlayan video, Mac’in daha sonra menajeri olacak olan, poker yüzlü Q ile buluşup takılmasıyla devam ediyor. Performansları klasik olan klip, bir kompozisyon içinde rapper’ın sözlerini görselleştiriyor. J.Record’un hoş sesinden destek alarak ortaya Love My Name çıkıyor ki bu kez sözleri Blackberry’de değilde kalem kayıt kullanarak yazmasının katkısı var diye düşünüyorum, Snap Back ile sanki 90’ların efsane şapkasını geri getireceğinin sinyallerini veriyor. Sonrasında lirikleri, okula gitmemenin cezasını çeker gibi basit bir hal alıyor, bu kötü seriyi yine J.Record’dan yardım alarak Coming Soon gibi albümün en iyi parçalarından biri ile sonlandırıyor derken, projenin en iyi parçası Keep Me Alive tüm heybetiyle beliriyor. Tüm parçalarının cuk oturduğu müziğin ve liriklerin maziyi okşadığı parça kendini birkaç kez tekrarlatıyor. The Jukebox, başladığı gibi hayal kırıklığı yaratmadan Keep It Rollin’ gibi başarılı bir parti parçasıyla Mac’in dinleyicilerle olan ilk macerasını sonlandırıyor.

mac-miller

Kapaklarına pek zaman harcanmadığı görünen The Jukebox’ın altyapılarında Miller’ın kendisini görmek mümkün, ayrıca popüler instrumentallerin üzerine okunmuş parçalarda yok değil. Şarkıların büyük çoğunluğunu arkadaşlarıyla ve marijuana ile birlikte yapan Miller, bu alışkanlığını albüm boyunca da sık sık dile getirmekten çekinmiyor. Bir süre sonra dinleyicilerini marijuana kullanmaya özendirmekle canı sıkılacak olan sanatçı, The Jukebox süresince bu alışkanlığını faydalarını görüyor diyebiliriz. Klip çekilen iki hit’in yanında Coming Soon, Sound Like, J’s On My Feet gibi parçalar albümün başarılı işleri arasında yerini alırken, Roscoe Wiki’nin Lenny Kravitz sample’ını taktir edilecek şekilde işlediği Keep Me Alive parçası tartışmasız albümün en iyi dört dakikası oluyor.

Mac Miller’ın bu projede lirikal olarak büyük bir gelişme gösterdiğini söylemek güç,lirikalitesi okulu ekip yaptığı freestyle’lardan ileriye gidemiyor. Buna rağmen mixtape’in altyapıları özenle seçilmeiş kaliteli sesler içeriyor, projenin belirli bir çizgide ilerlemesi ve Mac’e kendini tanıtma fırsatı vermesi, hedef kitlesine etkili şekilde hitap etmesi, 21 parçalık yolculuğa tekrar başlamamız için birkaç nedenden biri oluyor.

mac-miller-4

Tags: , , ,

No comments yet.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.