Yelawolf – Radioactive

Müzik endüstrisi, güzeli gencuse sever, toplumun aksak yanlarını tavla oynarken tekerleme ile açık eden toplumumuz gibi, dikkat kesilirsek bunu görebiliriz. Tabi bu seçimi bazı noktalarda hor görmeyebiliriz, genç insanların her işte olduğu gibi müziğe de daha sıkı sarılmaları, içten olmaları vs. fakat bir yatırım olarak işletmenin uzun sürme olasılığı için 20li yaşların başından, sevilen bir şarkıcının aşkı, 40ına kadar sürebilir, esas neden de budur sanırım. Hal böyleyken, varoş bir mahalledeki okula yazılmasıyla Rap’le tanışan, uzun süre müziğini duyurmaya çalışan, 30lu yaşlarına adım atmış olmasına rağmen solo albümü bulunmayan Yelawolf’un, efsane bir endüstri üyesinden çıkan ilk albümüne değineceğim bugün: Radioactive.

Aslında, SarıKurt’a tam gençlik zamanlarında, 2005’te Missy Elliott’ın başını çektiği bir hiphop realite programında şans verilmiş, kariyerine fena bir başlangıç yapmamış. Programdan, popstar stayla, çabucak elenince çok fazla fan edinme şansı olmasa da tarzı anlaşılmış. Columbia Records, bu çocuğun kitlesi oluşabilir ucuzken kapatalım yeteneği diyerek hemen anlaşma imzalamış. Bu noktadan sonra direk yükselişe geçmesi gerektiğinden, solo albüm çalışmalarına başlamış fakat beyaz yakaların tokadını yiyince, anlaşma fes edilir, albüm iptal edilir, parçalar ara ara verilmeye başlanır tıpkı klibi bile hazır olan ‘Kickin’ gibi. İşin ilginç tarafı, şirketten ayrıldıktan sonra, ‘özel sektör vefasız, tüh kaka’ demesi beklenirken, WillPower ile tanışacağı, Ghet-O-Vision’la anlaşır, ki bu şirketin sahibi geçmişte grubunda Dj’lik yapmış, Outkast’i, T.I’ı Rap camiasına kazandırmıştır. Hiçbirşey düşünmeden istediği tek şeyi yapar, o noktaya kadar yayınladığı mixtapeler, tekliler istenilen etkiyi yaratmazken, ‘Trunk Muzik 0-60’ Ep’si her şeyi değiştirir. Artık sadece rap müzik icra edenler veya yakından takip edenler değil, büyük bir kitle SarıKurt’un adını öğrenir. Amerika’nın en kuzeyinden, Alabama kadar güneye taşınmak gibi büyük bir etki yaratır sanatçının hayatında. Bu proje yayınlanmadan Interscope’a imzayı çakmıştır bile. Ep’de bagaja atılan farklı paketleri anlattığı ‘Pop the Trunk‘ büyük ilgi toplarken, benim favorilerim ‘Love is not Enough‘ ve ‘I Wish‘. Ayrıca Ep’de Bun B, Raekwon gibi muazzam isimler var (Gucci Mane’i saymazsak tabi).

When I was broke, with no fuckin’ food
You was tough enough to be cool
Skate holes all in my shoes
Dope-boys had me confused
I was in love with hip-hop

Sanatçının uzun yolculuğundaki çabalarını gören sadece dinleyicileri değildi elbet, 2010’un sonuna doğru Shady Records olaya el atmış, Yakuza Dövmeli Çocuğu ekibine katmıştır (evet bu 2 koyalım 5 alalım tarzı bir düşünce degildir, nedenini anlatacağım). Anlaşma pek duyurulmak istenmemiş, ancak YelaWolf XXL’in Freshman Sınıfı’nda yer alınca doğrulanmıştır. Alabama’lı Yakuza, artık Kaliforniya’da sokakta uyuduğu günlerden çok uzak, Rap sahnesinde tarih yazmış bir ekiple birliktedir, 30lu yaşları bir çöküşün aksine zirveye tırmanmaya başladığı yıllar olmuştur.

Artık herkes ağzının sularını akıtarak ilk albümünü beklemektedir. Albüm tarihiyle birlikte duyurulur birkaç ertelemeden sonra 2011’in sonunda yayınlanır. Albüm klasik YelaWolf tarzının gelişmiş versiyonlarını içermekten ziyade, çok yönlü ve değişen tarza bürünmüştür. Bir önceki Ep projesi tuttuğu için tüm parçaları ‘Pop the Trunk’ tarzında yapmak yerine, yeni yuvasına uygun ve her zaman yaptığı gibi, çizgisini birkaç adım ileriye taşımıştır. Radyasyon, Lil Jon’un katıldığı ‘Hard White‘ sızıntısı ile başlıyor, adrenalin dolu sporların baş tacı ettiği parçayı, Kid Rock’ın geri dönüşünü içeren Will Power’ın parmaklarını konuşturduğu ‘Let’s Roll‘ takip ediyor, NBA parçayı benimsemekte vakit kaybetmiyor. ‘Throw It Up‘, Gansgta Boo’yu bize dinletse de sırf Büyük Patron albümde bulunsun diye yapılmış bir parça gibi duruyor. ‘Good Girl‘ albümdeki farklı tatlardan R&B’ye denk düşüyor, ‘Made in the USA‘ de bir güneyliden beklenildiği şekilde biraz milliyetçiliğe kayıyor, Priscilla Renae’nin harika sesi ise çok kısa olan YelaWolf kafiyelerini çabucak kesiyor, böyle bir ses başka parçalarda daha verimli kullanılabilirdi kanımca. Neyse ki Fefe Dobson nokta atışı yapıyor ve YelaWolf imzası diyebileceğimiz ‘Animal‘ çıkıyor ortaya, albümün en güçlü parçalarından biri, ikinci bölümün sonundaki flow ‘insan mısın be birader’ dedirtiyor resmen. Kısa bölümlerin ve melodik nakaratların devam ettiği ‘The Hardest Love Song in the World‘ ün ardından, en güçlü parçalardan biri geliyor ‘Write Your Name‘. Radyo parçası gibi duruyor olabilir ama istense bu parçaya Mona Moua yerine Rihanna getirilebilirdi, bu noktada radyonun falan umurlarında olmadığını sadece istedikleri işleri, istedikleri kişilerle yaptıklarını anlıyoruz. ‘Everything I Love the Most‘ çalınmakta geçikse de , albümde en sevdiğim parça olmakta gecikmiyor, altyapıda Will Power olması şaşırtıcı değil tabiî ki Bay Power’ın tarzınına iyice ısınmış durumdayım. Üst üste gelen kalite parçaların etkisini üzerimizden atamamışken, ‘Radio‘ bahsi açılıyor, radyodan müzik dinlemek eyleminin son halkasına yetişsem de liriklere katılıyorum, Jim Jonsin’nin ürettiği tek parça yağmurlu bir gün kokuyor. ‘I See You‘da farklı hayalleri olanların hikayesi, gitar riffleri ile anlatılırken ‘The Last Song‘ projenin kaydedilmiş son ve en duygusal parçası oluyor, anlıyoruz ki WillPower’ın davullara pek ihtiyacı yok.

YelaWolf’un iletmek istediği tüm mesajları ilk bavuluna sığdırdığını şehrinden, anneanesinden, hayalperest insanlardan, serserilerden, annesinden, müzik şirketlerinden, içkilerden, işçilerden bahsettiğini görüyoruz; her şeyi cümlelerine sarıp postalıyor. YelaWolf’un flow tarzı ise beyaz rapperların ortak özelliği diyebileceğimiz hızlı yapı üzerine kurulu, Vinnie Paz hariç tabi, Krazy Bone’a çok yakın diyebiliriz. Altyapılarda tabiî ki Ghet-O-Vision ekibi ağır basıyor. Albümde prodüktör olarak Will’in yanında, The Audibles,Diplo (bu ismin burada olması çok ilginç), Justice League, Tha Hydrox ve Jim Jonsin yer alıyor. Trunk Music denilen naneye uygun birçok parçası var, fakat tamamen tarzı bu dersek hem Slim Thug’a hemde koca albüme haksızlık etmiş oluruz. Sanatçı hakkında en sevdiğim nokta ise genelde çok karmaşık olmayan kafiyelerini uzunca tuttuğu cümlelerinin sonuna yerleştirmesi ve tabiî ki ritimlere bir asker gibi kusursuz marş etmesi. YelaWolf’un şarkılarda yer verdiği isimlere bakınca, akıllarındakinin, ne radyolarda tvlerde görünmek ne de listelerde yukarı çıkmak olmadığını, sadece istedikleri iyi müziği yapmak olduğunu görebiliyoruz. İşte bu yüzden içerisinde süper yıldızlar barındıran bir takım, YelaWolf’a büyük bir şans veriyor.

No new kicks first day of school I’m goodwill bound
But when you come from the trench that’s how you learn to walk around
So I don’t give a fuck if you ever lay eyes on top of my new shoes homey
I just wanted you to know I didn’t need a dollar from you I got ’em myself

YelaWolf ile Eminem’in ortak noktaları, babalarını hiç görmemiş olmaları, gençlik yıllarında kaybolup gidecek birer serseri olmaları, müziğin dışında çok mütevazı insanlar olmaları dışında müziğe bakış açılarının aynı olması diyebiliriz. Madem ilk albümü bu kadar iyi, neden satışları 300 binlerde kalmış derseniz yazının ilk cümlesini okuyun derim. Beyaza boyalı evlerin varoşlarından gelen, hızlı konuşan dövmeli eleman, istediğini elde edene kadar çabalamanın, azmin, hiçbir şeyden vazgeçmeden kendi yolunu çizmenin hikayesini anlatmıştır Radioactive ile.

Tags: , , , , ,

No comments yet.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.